Bir konuşmada bazen karşımızdaki bitirmeden vereceğimiz cevabı hazırlıyoruz. Sonra iki kişi de kendini anlatmış ama duyulmamış hissedebiliyor. Bu durumu bir oranla veya herkes için geçerli bir kuralla açıklamak yerine, son bir konuşmaya yakından bakabiliriz.
Dinlemek ile katılmak aynı şey değildir
Birini dinlemek, söylediği her şeyi doğru kabul etmek zorunda olduğun anlamına gelmez. Önce ne demek istediğini anlamaya çalışmak, kendi görüşünü sonra daha açık ifade edebilmene alan açabilir. “Seni doğru anladıysam…” diye başlayan kısa bir kontrol sorusu, varsayım ile duyduğunu ayırmana yardımcı olabilir.
Yorumunu his olarak sunma
“Beni önemsemiyorsun” cümlesi karşı tarafın niyeti hakkında bir yorum içerebilir. “Sözüm kesilince kendimi önemsiz hissettim” ise kendi deneyimini daha somut anlatır. Bu ayrım, kendi içinde ne olduğunu daha açık anlatmana alan açar.
Kendi sınırını da duymak
Dinlemek, bir konuşmada sürekli susmak veya zarar veren bir davranışı kabul etmek değildir. Sınırlar ve hayır diyememek konuları burada önem kazanabilir. Kendi ihtiyacını açıkça ifade etmenin önünde ne hissettiğine bakabilirsin.
Birebir çalışmada yaklaşımım
Kahriman Metod ile bir konuşmada kim haklı diye karar vermekten çok, sende hangi hissin ve düşünce bağlantısının çalıştığını incelemeye odaklanırım. Karşı tarafın zihnini okuduğum veya ilişki sorunlarını kesin çözdüğüm iddiasında bulunmam. Tekrar eden ilişki döngülerini de bu gözle ele alabiliriz.
